CAMARGUE’DA AT BİNMEK

CAMARGUE’DA AT BİNMEK

Onları kesinlikle filmlerde görmüşsünüzdür. Suların içinden koşan o bembeyaz, nefes kesici atlardan bahsediyorum. Kendinizi bu atlardan birinin sırtında hayal edin… İçiniz müthiş bir özgürlük hissi ile dolup taşıyor.

İki kız kardeşimle ne zamandır bir araya gelmemiştik. Buluşmak Caroline’in fikriydi. Nerede buluşsak diye konuşurken Nathalie ve bana at binmek isteyip istemediğimizi sordu. Bizi pek fazla ikna etmesine gerek kalmadı. Fransa son derece yakındı, tadacak birbirinden güzel peynir çeşitleri vardı ve alışverişe para harcamak yerine yeni bir spor keşfetmenin çok daha güzel olacağını düşünüyordum.

Uçak biletimi Marsilya’ya aldım ve geriye kalan rezervasyonları yaptırma işini kız kardeşime devrettim.  Caroline ve Nathalie, benimle aynı saatlerde, iki eski amfi tiyatroya sahip oldukça şirin Arles köyüne trenle geldiler. Görevliye 10€ ödedikten sonra bavullarımızı otel resepsiyonuna bıraktık. Maalesef bombalanma tehdidine karşı tren istasyonlarında normalde kullanılan kilitli dolapları kaldırmışlardı.

Arles’ı gezerken tarihi bir binada yapılan nü fotoğraf sergisini gezdik. Sergilenen eserler pek fazla hoşuma gitmedi ancak atmosfer çok güzeldi. Eski köydeki küçük bir restoranda akşam yemeği yedik ve ana pazar bölgesinde bir kahve içtik. Dost canlısı garsonumuzla yaptığımız sohbet sırasında öğrendik ki, geceleri yalnızca tek bir taksi çalışıyormuş. Ancak son derece şanslıydık ve çok beklemeden taksi gelip bizi aldı ve 20 dakikalık araba mesafesindeki otelimize bıraktı.

Caroline’in rezervasyon yaptırdığı otel son derece sade ama sevimliydi. Üç kız kardeşin macerası, kız kardeşimin giriş kapısının şifresini almaması yüzünden iki metrelik çite tırmanarak başladı. Bu yüzden oralara gidecekseniz giriş şifresini doğru aldığınızdan ve size yolladıklarından emin olun.

Sonraki sabah kahvaltıya indik. Kahvaltıda yulaf, kuru meyve ve kahve bulabildiğim için çok mutlu oldum. Güne başlamam için bana gerekli olan tek şey buydu. Kahvaltıdan sonra atlarımızla tanışacağımız için çok mutluydum. Benim atımın adı, Fransızca’da sis ya da duman anlamına gelen Brume’ydi. Bu kısrak dünyanın en nazik huylu atı olabilir. Eğitmenimiz Elise, bize atın yularını nasıl tutacağımızı gösterdikten sonra atlarımızla birlikte yola koyulduk. 3 dakikalık son derece yoğun bir eğitim gördüğümüzü söyleyebilirim.  Bu süre içerisinde kimse sizden at binme tecrübesi yaşamanızı beklemiyor. At pistinde oldukça karma bir grup vardı: Bir anne-kız, iki çift, yalnız bir kadın ve biz. Sanırım Nathalie ve ben hariç herkesin daha önceden at binmişliği vardı. Bu yüzden öğretmenimiz bize bolca nasıl tırıs gidilir ve dört nala gidilir onu gösterdi. Hemen söylemek istiyorum: tırıs gitmek en zoru çünkü atın yürüyüş ritmine uyum sağlamanız gerekiyor. Dörtnala gitmek ise çok kolay: poponuzu kaldırın, atın yelesine tutunun, ayaklarınızı yere doğru bastırın ve uçuşun keyfini çıkartın. Gerçekten inanılmaz eğlenceli!

Sahile kadar gittiğimiz gezimiz bütün gün sürdü. Çok güzel bir tecrübeydi ve ertesi gün kimsenin hiçbir yeri ağrımadı. Sanırım bunu hepimizin son derece formda olmasına borçluyuz. At binenlerin bazıları kas ağrısından, özellikle de kasık bölgesindeki ağrılardan şikayetçi oluyor. Eğer at binmek için kendinizi denemek isterseniz ilk gün sadece 2 saat ile yetinebilirsiniz. İsterseniz öğleden sonra biraz daha binebilirsiniz ve bir sonraki gün büyük tura katılabilirsiniz. At pistindeki ekip son derece uyumlu ve yardımsever. Ziyaretinizden maksimum keyfi almanız için ellerinden geleni yapıyorlar.

İlk akşam fazla uzağa gitmek istemedik çünkü fazlasıyla aç ve yorgunduk. Yolun hemen 800 metre sonundaki “Le Regis” isimli bir restorana gittik. Sanırım bize servis veren kişi restoranın sahibiydi ve gerçekten çok nazikti. Vejetaryen olduğumu söylediğimde bana omlet yapmayı teklif etti, düşünebiliyor musunuz? Canımın bütün gün nasıl omlet çektiğini anlatamam! Ertesi gün sahil kıyısındaki muhteşem bir köy olan Les Saintes Maries de la Mer’e gittik. Son derece şiddetli bir karayel esiyordu ve Pazar akşamı olduğu için butiklerin çoğu kapalıydı. Ancak yine de sevdiklerimiz için birkaç hediyelik eşya alabileceğimiz yerler bulduk. Ben çeşit çeşit renklerde ev yapımı nuga, lavantalı organik bal ve bademli böğürtlen marmeladı aldım. Ayrıca çocuklar için çok sevimli tabaklar ve kupalar aldım. Aynı dükkandan kendime ve arkadaşıma iki tane çok şık bileklik almayı da ihmal etmedim.

Akşam yemeğimizi “La Table du 9” isimli son derece stil sahibi bir yerde yedik. Buraya ya önceden gidin ya da kesinlikle rezervasyon yaptırın çünkü restoran son derece kalabalık oluyor. Yemekleri ve şarapları ise enfes. Restoran sahibi menüdekiler ile ilgili bütün sorularınıza cevap vermekten son derece büyük bir gurur duyuyor. Restoran menüsü ise ortalıkta gezdirdikleri kara bir tahtanın üzerine yazılı.

Zoe ve Noah biraz büyüdüğü zaman Camargue’a tekrar gelmeyi çok isterim. Bence buraya kesinlikle bayılırlar.

Ziyaret etmek için en ideal mevsim: Nisan/Mayıs ve Eylül. Süsen çiçeklerinin açtığını gördüğümüz için çok şanslıydık. Bu sene biraz geç açmışlar. Normalde Nisan ya da Mayıs aylarında açıyorlarmış. Yazın ziyaret edip denize ya da otelin havuzuna girebilirsiniz ancak gerçekten çok sıcak oluyor.

Otel: Mas des Barres, Les Saintes Maries de la Mer’e çok yakın. Bu 3 yıldızlı otelde ihtiyacınız olan her şey var ama lüks hizmetleri yok. Eğer büyük tura katılacaksanız resepsiyona sizin için yiyecek bir şeyler hazırlamasını isteyin. Yalnızca sandviç hazırlayabildikleri için meyve ve içme suyunuzu bir gün önceden almak isteyebilirsiniz. İnternet sitelerini incelemek isterseniz adresleri: www.mas-des-barres.com

Yolculuk: Marsilya’ya uçakla gidip oradan servisle Vitrolles tren istasyonuna gidebilirsiniz. Arles’a direkt giden bir tren seferi var ve yolculuk yarım saat sürüyor. Mas de Barre’a giden otobüsler yalnızca günde birkaç kere kalkıyor. Ellerinizde bavullarla gelecekseniz bir taksi tutmak isteyebilirsiniz. Geri dönüş yolunda ise otelden 3 dakikalık yürüyüş mesafesindeki otobüsü kullanabilirsiniz.

Ekipman: At binmek için su geçirmez botlar giymenizi tavsiye ederim. Profesyonel binicilik ekipmanlarına ihtiyacınız yok ancak derelerin üzerinden geçeceğiniz için yürüyüş ayakkabıları pek de iyi bir seçim olmayabilir. Üzerimi birkaç kat giyindiğim için havanın sıcaklığına göre giyinip soyunabildim. Kot pantolon giydim ancak kalın bir tayt da gayet yeterli olurdu. Gerçi sivrisinekler beni pantolonumun üzerinden yemeyi başardı. Sivrisineklere karşı sprey almanızı ve güneş gözlüklerinizi unutmamanızı tavsiye ederim. Binici kaskı almanıza gerek yok, otelin kasklarından birisini kullanabilirsiniz.

Bütçe: Çift kişilik bir oda için gecelik 92€ ödedik. Kahvaltı 10€, Arles ile otel arasındaki taksi yolculuğu ise 70€’ya mal oldu. Les Saintes Maries de la Mer’a olan yolculuğumuz ise 20€ tuttu. Totbüs yolculuğu 1, tren bileti ise 12€’ydu. Bütün gün (6 saat) boyunca at binmek ise kişi başı 92€. 3 çeşitten oluşan akşam yemekleri ise kişi başı 25-30€.