YAŞLANMAYI ÖNLEYEN SIRRIM

YAŞLANMAYI ÖNLEYEN SIRRIM

39 yaşındayım ve yaşım dışarıdan belli olmadığı sürece de bu durum beni rahatsız etmiyor! Yaşlanmanın etkilerini geciktirmek istediğiniz zaman, kozmetik sektörünün size sunduğu pek çok yenileyici ürün mevcut. Ancak ben bu konudaki ürünlere para harcamak yerine müthiş bir tasarruf yapmayı tercih ediyorum. Çünkü bence yaşlanmayı önleme konusunda başarılı olan tek bir formül var: Sağlıklı bir hayat tarzı içerisinde egzersiz yapmak, sağlıklı beslenmek ve litrelerce su içip yeteri kadar uykunu almak.

Elimde olduğunca haftanın altı günü 75 dakikalık antrenmanlar yapıyorum. Bu antrenmanların 45 dakikası ağırlık antrenmanı ve 30 dakikası ise kardiyodan oluşuyor. Genellikle çoklu eklemlerle büyük kas gruplarını harekete geçiren ve bütün vücudu çalıştıran hareketleri tercih ediyorum. (Bacaklar, karın, sırt, kollar, omuz ve göğüs) Bu hareketleri 3 set ile 8-12 tekrar arasında yapıyorum. Antrenmanın ardından yüzüme vuran “ışık” beni genç ve mutlu hissettiriyor. Sağlam bir bacak gününün ya da uzun bir koşunun ardından insanın yanaklarında hissettiği o güzel karıncalanma gibisi yok. Egzersiz sayesinde vücudunuz şekle giriyor, güçleniyorsunuz, esnekliğiniz artıyor ve her geçen gün sağlık kazanıyorsunuz. Antrenman yapmak aynı zamanda dayanıklılığınızı da artırıyor ve enerjinizi yükseltiyor.

Ben hayatım boyunca diyet yapmadım ama elimden geldiğince uzak durmaya çalıştığım tek bir şey var o da şeker. Çünkü şeker yaşlanma sürecini hızlandırıyor. Siz yaşlandıkça, kromozomlarınızın uçlarında bulunan telomerler küçülmeye başlıyor. Geçtiğimiz yıllarda,  San Francisco’da bulunan Kaliforniya Üniversitesinde, 5.300 Amerikalı’nın, 14 yıldır saklanan DNA’ları üzerinde uygulanmış Ulusal Sağlık ve Beslenme Araştırma Anketi (NHANES) adı altında bir anket çalışması var. Bu ankete göre fazla şeker tüketen insanların telomerleri çok daha küçük. Telomerler ne kadar küçükse, bir hücrenin kendisini yenilemesi o kadar zor oluyor ve bu durum erken kırışıklara ve sarkmalara neden oluyor. Bu yüzden her gün çeşit çeşit renkli sebze ve meyve tüketiyorum. Yeşil yapraklı sebzeler, kırmızı domatesler, yabanmersini ve havuçtan aldığım antioksidanlar sayesinde serbest radikallerin sağlıklı hücrelerime zarar vermesini önlüyorum.

Her gün 2-3 litre su içiyorum. Günlük ihtiyacınız olan suyun yalnızca %20’si yediğiniz yiyeceklerden karşılanıyor. Her 20 dakikalık antrenman için 250ml su içtiğinizden emin olun ve alkol ile kafeinli içeceklerden aldığınız sıvıları günlük su tüketiminizden saymayın.  Bolca su içmek, cildinizi yumuşatır ve onu içten nemlendirir. Su içmek, pahalı kremlerin dışarıdan yaptığı şeyi, çok daha etkili bir şekilde içten yapar. Ayrıca suyun hücrelere besinlerin taşınmasında yardımcı olduğunu ve toksinlerin atılmasına yardımcı olduğunu unutmamak gerekir.

Yaşlanmanın en büyük etkeni güneştir. Güneş, kolajenleri parçalar ve serbest radikallerin hücrelere zarar vermesine neden olarak DNA’mızın kendisini onarma özelliğine zarar vererek kansere yol açabilir. Her zaman güneşe çıkmadan önce nemlendirici ve güneş kremi kullanıyorum. Yaşlanmayı önlemek için daha iyi bir ilaç yok. Gözlerimin çevresindeki hassas cildime zarar gelmemesi için de geniş çerçeveli güneş gözlüklerini tercih ediyorum.

Son olarak da genç kalmayı sağlayan en önemli faktör olan uykudan bahsetmek istiyorum. Yeterli miktarda uykumuzu aldığımız zaman, esasında bir gençlik hormonu olan büyüme hormonu salgılarız. Bu hormon sayesinde kas yaparız, cildimiz kalınlaşır, kemiklerimiz güçlenir ve genel olarak daha genç bir bedene sahip oluruz. Eğer uykusuz kalırsak kortizol adı verilen bir hormon salgılarız. Kortizol, vücut için gerekli bir hormon olmasına rağmen, fazlasının vücut üzerinde olumsuz etkileri vardır. Kortizol seviyesi vücutta fazlalaşınca kas dokusunu azaltır ve kemikleri güçsüzleştirerek kan şekerimizi yükseltir. İşte bu yüzden uykusuz kaldığımız günlerde şeker ihtiyacı duyarız.

Görünüşümü sağlıklı yaşam tarzıma, çocuklarıma ve beni her zaman gülümseten erkek arkadaşıma borçluyum. Doğrusunu söylemek gerekirse, insanlar yüzünüzde gülmekten oluşmuş kırışıklıklarınıza değil de,  yüzünüze yansıyan pozitif tavrınıza daha çok dikkat ediyorlar.